Aslıhan Tüylüoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aslıhan Tüylüoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2007 Perşembe

ASLIHAN TÜYLÜOĞLU: SAKLISU Üzerinden Veysel Çolak Şiirine Bakış







"SAKLISU" ÜZERİNDEN 
VEYSEL ÇOLAK ŞİİRİNE BAKIŞ 








SAKLISU



Alıp gidiyorsun bilinmeyeni; artık
yıldızları çalınmış bir kent mi olur
yoksa,kanatılan bir günün sonrası mı?
Hep biri kalır geride, bir kedi ağlaması
kapılar kapanır dökülür evinin duvarları.  

Sular uyanır, kuşlar kanat vurur şafağa
beklemek birden bire yaşlanır. Sonra
aşk kadar ağır o bırakılma korkusu
yalnızlıklar düşürür, çatlatır gök yüzünü
gelmeyen günler, kırılan el yazması anılar
buruşurken her sabah, seninki bir eşkıya gidişi.  

Dünyaya armağan birkaç ayrılık daha
bu nasıl bir resim, boyaları kırık
renkleri yağmur. Ve ipekten bir yalan
o dağların arkası. Kim kime düğüm
çaresiz durup bakacak olsan, morötesi
bir ölüm, paramparçadır zaman.  

Ne varsa yaşanılan şimdi bir gün batımı
yaşamak, o boğan tortu, bir avuç hüzün.  

Veysel Çolak  

Dize dergisi Mayıs 2006 sayısı 


‘Saklısu’ deyince; Fethiye’de, dağların arasından akan bir suyun kaynağına varmak için incecik bir köprüyle tırmanarak ulaşılan coğrafi bir karşılık geliyor aklıma ilk. ‘Saklısu’ varılması zor ama bir kez vardıktan sonra görünüşüyle insanı büyüleyen bir yer. Şiirin bu coğrafyayla nasıl bir ilişkisi var bilemiyorum ama ana teması ayrılık olan bu şiir de ‘Saklısu’ yaşaması zor bir sevgiyi ve sevgiliyi betimliyor olsa gerek.



Bir ayrılık teması işleniyor dedik. Bu tema şiirin giriş dizeleriyle

‘Alıp gidiyorsun bilinmeyeni; artık
yıldızları çalınmış bir kent mi olur
yoksa,kanatılan bir günün sonrası mı? ’ başlıyor,  

‘çaresiz durup bakacak olsan, morötesi
bir ölüm, paramparçadır zaman.’ Dizeleriyle açıklanıyor biraz da.Son iki dizede

‘Ne varsa yaşanılan şimdi bir gün batımı
yaşamak o boğan tortu, bir avuç hüzün’ günbatımına benzetilerek, ayrılıktan geriye kalan hüzne varılıyor…  

Bu ana temaya ayrılıkla değiştiği sanılan bir dünyanın öğeleri eşlik ediyor.‘bir kedi ağlaması’, kapıların kapanması, evin duvarlarının dökülmesi, boyaları kırık, renkleri yağmur olan bir resim gibi…  

Ayrıca aşağıdaki dizelerle belirginleşen yan temalar; yalnızlık, bekleyiş, geride kalmak, bırakılma korkusu …  

‘Hep biri kalır geride, bir kedi ağlaması’  

‘kapılar kapanır dökülür evinin duvarlar’ı  

‘beklemek birden bire yaşlanır,Sonra

aşk kadar ağır o bırakılma korkusu

yalnızlıklar düşürür, çatlatır gök yüzünü’  

Şiir sevgilinin gidişi ile başlıyor. Bu gidiş bilinmeyene doğru bir gidiştir. Bir gece vakti yaşanan bu ayrılık; geride kalan biri, canı yanmış bir kedinin ağlaması,bir kapının kapanması, duvarların dökülmesi ile resmedilir.  

Sonra sabah olur,beklemek yaşlandırır bir anda ve bırakılma korkusu belki aştan daha ağır gelmeye başlar. Bu el yazması anıların ve sabahın buruşmasıyla açıklanır. Bu gidiş yakıp yıkıcı yanlarıyla ‘bir eşkıya gidişine’ benzetilir.  

Ve günboyu ayrılıktan imkansız bir malzemeyle bir resim çizilir. Ayrılığı hatırlatan dağlar ve dağların arkası ‘morotesi’ne ve aynı zamanda ayrılık da ‘morotesi’ bir ölüme benzemektedir.  

Akşamın oluşuyla bütün anılar günbatımında yiter geride kalan yaşamı boğan bir tortu ve hüzündür.  

Aslında bu ayrılık anlatımı bir gün içinde kurgulanmıştır. Ama şiirin zamanı geniş zamandır. Şair yoğun yaşadığı bir günden yola çıkarak onu geçmişe bu güne ve yarına yaymış bir süreklilik duygusu yaratarak her günün aynı geçtiğini hissettirmiştir. 

Şiir ondokuz dize ve dört bölümden oluşuyor. Dizeler bazen bir başka dizenin içinde başlayıp ötekinde son buluyor. Bu yapı Veysel Çolak’ın şiirlerinde çoğunlukla kullandığı bir yapıdır. Burdaki birinci amaç şiiri şekil olarak aynı uzunluktaki dizelerle kurmak ikinci amaç da dize kırılmalarından çift taraflı anlamlar çıkarmaktır. Aşağıdaki bölümde böyle bir okuma yaparsak: 

‘aşk kadar ağır o bırakılma korkusu
yalnızlıklar düşürür, çatlatır gök yüzünü
gelmeyen günler, kırılan el yazması anılar
buruşurken her sabah, seninki bir eşkıya gidişi’  

Bir ve ikinci dizeler birlikte, üç ve dördüncü dizeler ayrı ayrı ya da birleşik okunabilir. Ya da:   

‘aşk kadar ağır o bırakılma korkusu,yalnızlıklar düşürür
çatlatır gök yüzünü,gelmeyen günler
kırılan el yazması anılar buruşurken her sabah
seninki bir eşkıya gidişi’  

Şeklinde okuma yapılabilir. Bunun gibi birkaç okuma daha yapılabilir aynı dizeler üstünde…Her bir okumanın temayı değiştirmediği ama farklı anlamalara ve çağrışımlara ulaşılabildiği görülür. Bu açıdan Veysel Çolak’ın şiirlerinde bu yöntemin amaca uygun olarak kullanıldığı rastlantısal olmadığı şairin bu anlamlar üzerinde bilinçli olarak seçenek sunduğu sonucuna varılabilir. Bu anlayış şiirin geri kalanında da hakimdir.  

Dizeler açıldığında uzun cümlelerle anlatımın yapıldığı görülür, bazen bileşik bazen sıralı cümleler kurulmuştur.Bu cümle yapılarıyla şiirde ritim aranmıştır.Kısa kısa sıralı cümleler dış dünya ile ilgili betimlemeleri verirken, uzun bileşik cümleler içe yönelik duyguları, soyutlamaları oluşturur.  

Cümle yapısı ve anlam arasında sıkı bağlar kurulmuştur. Örneğin; ‘Sular uyanır, kuşlar kanat vurur şafağa’ bu iki kısa sıralı cümle sabahın hızla gelişini anlatır.sonra gelen ‘ beklemek birden bire yaşlanır’ kısımdaki ‘birden bire’yi de anlam olarak hazırlar aynı zamanda.  

Sözcüklere bakıldığında ağırlık olarak fiillere ve fiilimsilere yer verildiği görülür. Bazı sıfat tamlamaları bile fiil kökenli sözcüklerden oluşmuştur. Bu iki olanak sağlamıştır şiire; şiirde devingen bir yapı oluşmasına, hareket halindeki görsel imgelerden bir video filmine ulaşmaya ve şiirde kullanılan zaman ekleriyle baskın bir ses elde etmeye. Şiir deki baskın ses ‘r’ sesidir. Bu geniş zaman eklerinden ve ‘bir’ kelimesiyle yapılan soyutlamalardan dolayı ağırlık kazanmıştır.  

Söz ve anlam sanatlarına bağdaştırmalardan başlayarak şu örnekleri verebiliriz:  

‘Yıldızları çalınmış bir kent’, ‘boyaları kırık’, ‘renkleri yağmur’, ‘ipekten bir yalan’

‘morötesi bir ölüm’,‘el yazması anılar’  

Şiirde benzetme sanatlarıyla yapılan imgeler şunlardır:  

‘Aşk kadar ağır o bırakılma korkusu’ bırakılma korkusu aşka benzetilmiş benzetme yönü olarak ‘ağır’ oluşları belirtilmiştir.Burada nesnelere ait bir özellik (ağır) soyut kavramlara yüklenerek aynı zamanda mecaz da yapılmıştır.  

‘Ve ipekten bir yalan o dağların arkası’
çaresiz durup bakacak olsan mor ötesi bir ölüm’ 

‘Dağların arkası’ ‘ipekten bir yalana’ benzetilmekte yine devamında ‘morötesi’ sözcüğüyle ‘dağların arkası’ nın değişmece anlamı verilmekte.Aynı zamanda şiirin ana temasındaki ayrılık da ‘morötesi bir ölüme’ benzetilmektedir. Yine morötesi kelimesinin fizikteki anlamını düşünürsek bu kavramda yer alan renklerin insan gözüyle görülmemesi belirleyicidir.Buradan da ayrığın gözle görülmeyen bir ölüme benzetildiğini çıkarabiliriz.   

‘Seninki bir eşkıya gidişi’ burada da sevgilinin gidişi bir eşkıya gidişine benzetilmiştir. Benzetme yönü belirtilmemiş okuyucuya bırakılmıştır.Örneğin bu gidişin kanunlarla belirlenmiş bir yaşantıdan yani bir evlilikten kaçışa (gidişe) benzediği söylenebilir.  

‘Ne varsa yaşanılan şimdi bir gün batımı
yaşamak o boğan tortu, bir avuç hüzün’  

Burada da yaşanan ayrılık günbatımına benzetilmiş ve bu ayrılığın yaşanması ‘boğan bir tortu’ ile ‘bir avuç hüzne’ benzetilmiştir.  

Şiirdeki kapalı eğretilemeleri (meteforları) yani insani özelliklerin nesnelere aktarımını örneklersek;  

‘Kanatılan bir günün sonrası mı? ’, ‘Sular uyanır’, ‘ beklemek birden bile yaşlanır’, ‘gelmeyen günler’, ‘buruşurken her sabah’ …  

Şiirde değişmece ve eğretilemelerle oluşturulan imgelerin, ayrılık teması üzerinde anlam olarak buluştuğu ve bu anlam bağlamında birbiriyle ilişki içinde olduğu yani bir bütünlük oluşturduğu görülmektedir. Bu da şiiri bir imge yığılmasının ötesinde anlam olarak zenginleştiren bir yapıdır. Bunun başarılamadığı birbirinden bağımsız imgelerle kurulmuş şiirleri günümüz de çokça okumaktayız. Bunlarda olmayan bütünlüğün nasıl oluşturulacağına bu şiir bir örnek teşkil etmekte ve bu yanıyla günümüz şiirinin iyi örnekleri arasında yer almaktadır.  

Yine şiirin tamamına dizeci bir anlayış hakim olduğunu söyleyebiliriz.Yani şiir birimi olarak dizeler öncelenmiştir. Bu nedenle her dizede bir veya bir kaç değişmece ve eğretileme kullanılarak imge yoğun bir şiire ulaşılmıştır. Bu imge yoğunluğu şiirin birden fazla okunması ve anlamlandırmasını beklemektedir okurdan. Yani aynı zamanda okuru zorlayan bir şiir var ortada.




ASLIHAN TÜYLÜOĞLU




1 Şubat 2007 Perşembe

ASLIHAN TÜYLÜOĞLU: Solgun Bir Gül Dokununca / Şiir İnceleme



SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA 
ŞİİR İNCELEME 


RESİM SALVADOR DALİ




Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kağıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca  

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.  

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca  

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda 

Akşamlara gerili ağlara takıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.  

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta, ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.  

Behçet Necatigil  

Bu şiiri her okuyuşumda etkilenirim. Sanırım her okuyanı da etkiler bir şekilde bu şiir. Neden etkiler, nasıl etkiler…Bu şiiri etkili kılan şiir tekniği nedir? Biçim, anlam, ritim özellikleri nedir? Ya da Türk şiiri içindeki aşkın özellikleri nelerdir? Şüphesiz şiir sadece teknik değildir ama yazılmış bir şiirin tekniğini incelemek şiir yazanlar için yeni bir olanak barındırır. Ben burada bu şiir için en baskın bulduğum öğeleri inceleyeceğim.  

Şiirin bileşenlerini incelerken anladım ki bu şiir baştan sona metafora yaslanan imgelerle oluşturulmuş. Bu da şiirin gücünü arttıran temel bir özellik gibi geldi bana.  

Metafor yani eğretileme en basit haliyle canlılara ait özelliklerin cansızlara verilmesiyle yapılır. Bu şiirdeki en önemli özellik özne. Şiirde belirgin bir özne yok, ya da tek değil değişken, ama mutlaka soyut bir özne var. Belirgin özelliği insana ait zaman, mekan ve eylemlerle anılması. Belki bir duygu… Dokununca solgun bir gül olan insanın kendine sakladığı bir duygu. Kaygan, her şeye sızan bazen insanın kendinin bile farketmediği bir özne. Onu Necatigil fark ediyor ve bu şiirde geniş bir yaşama alanı sunuyor bu belirsiz özneye.  

İşte bu gerçekte insan olmadığı sezilen özne sürekli canlı varlıkların özellikleriyle anlatılıyor. “Çoklarından düşüyor, solgun bir gül oluyor, ellerini cebine sokuyor. Yaralı hayvanlar gibi soluyor, Bunalıyor kaçıp gitmek istiyor.”  

Mekanlarda dolaşıyor insanlarla birlikte “kalabalık duraklarda, yurdun uzak bir yerinde” geziniyor, “kahve ve otel köşesinde, yalnız bir kızın sildiği dudak boyasında, Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda” bulunuyor. 

Zamanı yaşıyor; “gün ortası sokuluyor, Nereye gideceğini bilmiyor akşam vakitlerinde, yorgun bir gecenin eşiğinde duruyor, en çok güz aylarında yağmur yağınca ortaya çıkıyor.”  

Ama anlıyoruz ki insanlara ait bir çok özelliği barındıran bu özne soyut bir varlık. İşte metaforlarla gelişen şiirde okuyucu kendi duygu durumunu açıklayan bir özne koyuyor şiire. Yani şiirin anlamı ve etkeni her okuyucuyu kendine çekecek bir işlerlik kazanıyor.  

Bu şiirde en çok tekrarlanan dize “Solgun bir gül oluyor dokununca” hem şiirdeki ritmi sağlıyor hem de anlamı sürekli belirsiz öznenin üstünde tutuyor. Böylece şiire bir ses ve bütünsellik kazandırıyor. Diğer tekrarlanan; “Eğilip alıyorum, kimse olmuyor” dizesi öznenin bir kişi olmadığını vurguluyor tekrar.  

Bir başka yan da şiirin şimdiki zamanda yazılması. Şimdiki zaman eki “-yor” hem şiire ses hakimiyeti sağlıyor hem de okuyanı şiiri okuduğu duygu durumuyla yüzleştiriyor. Belirsiz özne, okuma zamanında bellekte oluşan bir soyut nesneyle -ben bir duyguyla diyeceğim- yer değiştiriyor. İnsanın değişik zamanda hissettiği şeyler de değiştiğinden ayrı okumalarda belirsiz özne de değişiyor. Böylece şiirin anlamı hem her okuyan kişi için hem de aynı şiiri farklı zamanlarda okuyan kişi için değişiyor, anlam genişliği yaratılmış oluyor. Şiir çok okunsa da ilk defasındaki gibi etki gücünü azaltmadan anlamı çoğaltarak ya da değiştirerek gücünü sürdürüyor.Yine şiirde ses tam uyaklarla sağlanıyor.Veysel Çolak Atölyedeki derslerimizde sesli harfle yapılan kafiyelerin bilinenin asline tam uyak olduğunu belirtmekte. Şiirde “a” harfinin dize sonlarında ve içlerinde çokça kullanıldığını görüyoruz.Bunca, dokununca, duraklarda, usulca, yastıklara koyunca… Alfabemizde sessiz harflerin çoğunlukta olduğu düşünürse; bu kullanım yani şiirin sesli bir harf üzerine odaklanması şiire, öznesinin soyutluğunu destekleyen sessel bir güçlülük de katıyor.  

Bu şiirdeki “o” gizli öznesinin yerine ben bir duygusal durum önerdim. Siz başka bir özne koyarak yine okuyun. Şiirin yıllara rağmen eskimeyen büyüsü de burada zaten.  



ASLIHAN TÜYLÜOĞLU